SON EKLENENLER

Yavuz’dan Türk Eğitim-Sen’e sert yanıt: “Anlaşılmamış, biraz daha yardımcı olayım”

Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolgun’un geçmiş dönem uygulamaları ve sendikal kazanımlara ilişkin açıklamalarına yanıt veren Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, iddiaların aksine o dönemde liyakatten uzak atamaların yapıldığını ve öne sürülen kazanımların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
17 Mart 2026 23:01

YAVUZ açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Ben; üyelerimize hediye ettiğimiz radyomuzu dilinize dolamışsınız ancak siz üyenize değil bürokratlara Vakko çeki dağıtmışsınız diyorum. Cevap vermiyor, “bize saldırıyorlar” diyor.

Ben; siz önce serbest kıyafet eylem kararımızı uygulatmamak için çırpındınız, istifalar gelince çark ettiniz diyorum. Biz milli manevi değerlere bağlı sendikayız diyor.

Ben, siz bizim kazanımlarımızı değersizleştirirken sizin numunelik bir kazanımınız bile yok diyorum. “Banka promosyonu, 970 lira toplu sözleşme aidatı, (Toplu sözleşmeyi getiren 2010 referandumuna şiddetle karşı çıkmışlardı), 40+40 denge tazminatı, enflasyon farkı, eşel mobil vs. diyor. Devletin resmi kayıtları bu bilgiyi doğrulamıyor ki hikâyenin tamamını biz biliyoruz. (Bknz. afiş)

Ben yetkili olduğunuz dönemde ne yaptınız diyorum, çalışma barışını sağladık, huzur vardı, baskı yoktu, liyakatli yöneticiler adaletli yönetim tarzı sergiliyordu, her sendikadan okul müdürü vardı, 2014-2018 arasını unutmadık vs. diyerek haksızlığa uğradıklarını anlatıyor.

Burayı biraz açalım isterseniz: Eskiden sınav yoktu, okul müdürleri “görücü usulü”, müdür yardımcıları “beşik kertmesi” yöntemiyle atanıyor, okulları ise “başlık parasına göre” belirleniyordu! Şimdilerde ehliyet, liyakat, adalet diye feryat edenlerin büyük çoğunluğu, müdürün istediği kişinin dışında kimsenin talep edemediği imza sirküleri ile atanmış, il müdürlüklerinde liyakat sosuna bulanmış, sınava girse tel tel dökülecek adamlardı.

Çok liyakatli bu adamların “huzurla” yönettiği okullarda, neredeyse 2010 yılına kadar Cuma namazına gidilemiyor, vakit namazları gizlice kütüphanelerde veya karanlık odalarda kılınabiliyordu. Bu milli ve manevi değerlerle donatılmış vatansever müdürler (!) eylem kararımıza rağmen başörtüsü ile okula gelen öğretmenlere ilk tutanak tutanlar olmuştu.

Bugün bazıları bu emek vermeden atandıkları eski dönemleri hatırlattıkça aklıma hep Yıldırım Gürses’in;

“Yıllar sonra rastladım,

Çocukluk sevgilime,

O aşina bakışlar,

İçimi deldi yine.

Gelmez o günler,

Dönmez o günler,

Mazide kaldı hep"

şarkısını söylemek geliyor.

Gelelim 2014 yılına. Ak Parti 2002 yılında iktidara geldi. Derin yapılar ve onların maşaları, 2010 yılına kadar okul müdürü ve müdür yardımcısı atatmadılar. Görücü usulü ile atama yöntemi devam etsin diyenler, bakanlığın çıkardığı her yönetmeliği adrese teslim dairelerde anında iptal ettirdi. Yayınladıktan üç gün sonra iptal edilen yönetmelik bile oldu.

O dönem görev yapanların tamamı böyleydi demiyorum, ancak devlet yönetici kadrosunu yenilemeye karar vermişti. Sendika olarak biz zaten 2009 yılındaki sınavla vekâleten çalışan arkadaşlarımızı sınava hazırlamış ve bileklerinin hakkıyla, kadrolu atanmalarını sağlanmıştık. Başkaca bir talebimiz yoktu.

2010 yılı FETÖ kavgasının başladığı, 2014 yılı ise devletin, “yeter artık” dediği yıldır. Seçmeli dini dersleri öğrencisine, velisine duyurmayan, okul dönüşümlerine itiraz eden, okulları her türlü provakosyona alet edenler, kendilerini dokunulmaz zannedenler, kendilerine sabredilen 12 yılın ardından yaptıklarıyla yüzleşmişlerdi.

Eğitimde iz bırakan çalışmalar 2014 yılında yapılan değişiklikten sonra yapılmıştır. Bugün hala eğitimin yükünü çeken kadrolar büyük oranda bu kadrolardır. Onun için her fırsatta bu kadroyu devre dışı bırakacak hamleler yapılmıştır. İzin vermedik, vermeyeceğiz de.

O zor dönemlerde görev alan her seviyeden yöneticimizin emeğine kimse çamur atamaz. Bu döneme dair isteyen olursa, seminerler verebilir, kitabını yazabilir ve tarihe not düşebiliriz.

Bu tartışmaların ardından dönüp o günlere baktığımızda hep şunu düşünürüm: Bugün nasıl bazı sendikaların kendilerini sağlama almak için agresif davranmaya hakkı varsa demek ki bazen devlet de bu hakkını kullanmayı tercih ediyor.

Bir kez daha not düşelim

Eğitim Bir Sen;

? Bir hafızadır, bir okuldur.

? Bir zihniyet dönüşümü yapmış, eskiler deşifre olmuştur.

? Ne ülkesinde ne de sendikada vesayeti kabul etmeyen sendikadır.

? Emek ve alın terine değer veren, vefalı teşkilattır.

? Türk demenin Müslüman demek olduğunu bilen teşkilattır.

? Darbeleri ve darbecileri lanetleyen, onların yargılanmasını takip eden, sicili temiz sendikadır.

? Kendi düşüncesinde olmayanların da hakkını savunan sendikadır.

? Kazanım üreten, akademik sendikacılık yapan, dünyaya açılmış sendikadır.

Şimdilik bu kadarı ile yetinelim. Gerek duyarsak daha ayrıntılı yazar ve anlamayanlara anlatırız. Ne yapalım Koncuk’tan bugüne kadar bize de böyle bir görev düştü.

SENDİKA BÜLTENİ

SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
SON EKLENEN HABERLER