Eğitim Sen tarafından yapılan açıklamada, eğitim ve bilim emekçilerinin yalnızca müfredatı uygulayan kişiler değil, toplumun geleceğini inşa eden asli özneler olduğu ifade edildi. Okullarda öğretmenlerle birlikte idari, teknik, sağlık ve yardımcı hizmetler emekçilerinin kolektif bir emek süreci yürüttüğüne dikkat çekilen açıklamada, bu alanların tamamının ağır bir baskı ve değersizleştirme politikasıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.
“Öğretmenler Talimat Uygulayıcısına Dönüştürülmek İsteniyor”
Açıklamada, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin ideolojik saiklerle hazırlandığı belirtilerek, öğretmen emeğini değersizleştiren ve eğitim emekçilerini Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkezi talimatlarının pasif uygulayıcısı haline getirmeyi amaçlayan bir anlayışın dayatıldığı ifade edildi. Eğitim Sen, bu kuşatmadan çıkış yolunun örgütlü mücadele olduğunu vurguladı.
Mesleki özerkliğin dar ideolojik kalıplarla yok edildiği belirtilirken, eğitim emekçilerinin karar alma süreçlerinden dışlanmasının nitelikli eğitimle bağdaşmadığı kaydedildi. Öğretmenlerin asli görevleri dışında bırakılan sosyal sorumluluk projeleri, idari işler ve dijital yükler nedeniyle angarya rejimi altında çalıştırıldığına dikkat çekildi.
Ekonomik Kayıplar Derinleşiyor
Eğitim Sen, eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik koşullarının yüksek enflasyon karşısında hızla kötüleştiğini açıkladı. Maaşların alım gücünün düştüğü, ek ders ücretlerinin toplam gelir içindeki payının son üç yılda yaklaşık yüzde 30 gerilediği ifade edildi. Açıklamada, ek ders ücretlerinin temel yaşam giderlerini karşılamaktan uzak hale geldiği vurgulandı.
Artan oranlı gelir vergisi uygulamasının fiilen ücretliler aleyhine işlediği belirtilirken, sermaye kesimlerine tanınan vergi muafiyetlerinin gelir adaletsizliğini derinleştirdiği ifade edildi. Kamu bütçesinden özel sektöre aktarılan kaynakların artmasına karşın, eğitime ayrılan payın yetersiz kaldığına dikkat çekildi.
Emeklilikte Büyük Uçurum
Sendika, 10 Ekim 2008 öncesi ve sonrası göreve başlayan kamu emekçileri arasında emeklilik hakları açısından ciddi bir eşitsizlik oluştuğunu belirtti. Açıklamaya göre, aynı işi yapan eğitim emekçileri arasında emekli aylıkları neredeyse yarı yarıya farklılaşıyor. Bu durumun özellikle genç kuşak eğitim emekçilerinin geleceğe dair güvencelerini zayıflattığı ifade edildi.
Laiklik ve Bilimsellik Tehlikede
Eğitim Sen, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin yalnızca eğitim emekçilerinin haklarını değil, öğrencilerin ve toplumun geleceğini de tehdit ettiğini vurguladı. Modelin tek din, tek mezhep anlayışına dayalı bir kültürel kimlik inşasını hedeflediği, eğitimin bilimsel ve laik niteliğini zayıflattığı ifade edildi.
ÇEDES ve benzeri projelerle okulların Diyanet İşleri Başkanlığı ve dini yapıların faaliyet alanına dönüştürüldüğü belirtilirken, bunun eğitimin kamusal niteliğine zarar verdiği kaydedildi. Anadilinde eğitim hakkının yok sayıldığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin bilinçli olarak müfredat dışına itildiği de açıklamada yer aldı.
Eğitim Akademileri Eleştirisi
Eğitim Sen, Eğitim Akademileri’nin öğretmenlerin mesleki gelişiminden çok, öğretmen istihdamını siyasal ve ideolojik denetim altına almayı amaçladığını savundu. Öğretmenliğin güvenceli bir kamu görevi olmaktan çıkarılarak siyasal sadakate dayalı bir modele sürüklendiği ifade edildi.
“Geleceği Birlikte İnşa Edelim”
Açıklamanın sonunda Eğitim Sen, tüm eğitim ve bilim emekçilerini örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırdı. Kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim için mücadele ettiklerini belirten sendika, sessiz kalmanın karanlık tabloyu kabullenmek anlamına geleceğini vurguladı.
Eğitim Sen, “Emeğimizin çalınmasına, mesleğimizin itibarsızlaştırılmasına ve çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına birlikte dur diyelim” çağrısıyla açıklamasını sonlandırdı.
SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI