Genel Başkan Ali Yalçın, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ın eğitimi, geleceği açısından KIBTES’in ne kadar önemli olduğunun, emperyalizme karşı insanlık mücadelesinde KIBTES’le kurdukları kardeşliğin değerinin farkında olduklarını belirterek, “KIBTES, Kıbrıs emek hareketinin güçlü sesi olma noktasında hızla ilerliyor. Memur-Sen olarak, bugün olduğu gibi yarınlarda da 1 milyonu aşkın örgütlü gücümüzle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki emek ve sendikal mücadelesinde KIBTES’in yanında olmaya devam edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
Yalçın, kardeş sendika KIBTES ile birlikte düzenlenen Başkanlar Kurulu Toplantısı’nın, tarihin bir dönüm noktasında, özgürlüğün, direncin ve varoluş iradesinin destanının yazıldığı KKTC’de gerçekleştirilmesinin önemine işaret etti.
Dünyanın ağır bir adaletsizlik ve hukuksuzluk döneminden geçtiğini ifade eden Yalçın, “Gazze’de 70 bin kişinin katledildiği, Doğu Türkistan’da korkunç bir asimilasyonun ve baskının yaşandığı, Venezuela’da devlet başkanı ve eşinin ABD tarafından kaçırıldığı, güçlü olanın hiçbir hukuk tanımadığı, BM başta olmak üzere uluslararası toplumun anlamsızlaştığı, güçlünün haklı kabul edildiği, dünyanın yüzde birinin geri kalanın tamamından daha fazla servet topladığı, yüz milyonlarca kişinin açlık ve susuzlukla boğuştuğu, uluslararası hukukun çöp olduğu bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
Dünyanın, aylardır Epstein skandalını konuştuğunu, Mehmet Akif’in “tek dişi kalmış canavar” dediği sözde Batı medeniyetinin bütün gerçekliğinin gözler önüne serildiğini kaydeden Yalçın, şu ana kadar 4 milyondan fazla belge yayınlandığını hatırlatarak, “Bu belgelerin sansürlenen hâli böyleyse, aslının nasıl bir çirkinlik ve vahşet olduğunu siz düşünün. Dünyanın dört bir yanından kaçırılmış küçük çocukları istismar eden, şeytani ritüellerle çocukları katleden, işkenceyle öldürülen çocukların etlerini yiyen devlet yöneticileri, servet sahipleri, siyasetçiler, sözde sanatçılar… Dünyayı bu sapık ve vahşi insanlar yönetiyor. Bütün bu iğrençliklerin arkasında ise siyonistler var. Pisliğe bulaştırdıkları kişilere yaptıkları şantaj ve tehditlerle küresel ekonomiyi ve devletleri kontrol ediyorlar. Dünyanın nasıl kirli bir şebeke tarafından yönetildiğini, ülkelerin nasıl tehdit altında olduğunu, çocuklarımızın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığını, aileye niçin saldırıldığını, gençlerin neden ifsat edildiğini, inanca neden savaş açıldığını, toplumların neden çürütüldüğünü şimdi çok daha iyi anlıyoruz” ifadelerini kullandı.
Emperyalizme, sapkın siyonizme karşı tek yürek olmak zorundayız
Ali Yalçın, emperyalizmin, kısır çekişmelerle, laiklik-irtica, alevi-sünni, Türk-Kürt tartışmalarıyla toplumu oyalayıp gücü bölerek ülkenin kaynaklarını sömürdüğünü, Türkiye’nin yıllarca bu tartışmalarla zaman ve enerji kaybettiğini vurguladı. Toplumu korkutup kamplara ayırdıkları konuların ne kadar boş ve yapay korkular olduğunun sisler dağılınca anlaşıldığını aktaran Yalçın, “Bugün Kıbrıs Türk toplumu da eminim ki bu gerçeği görüyordur, bir yerlerde kurgulanmış yapay tartışmaların arkasında hangi planların işlediğinin farkındadır. Hepimiz bu kısır tartışmaları aşarak, özgürlükleri, hak ve adaleti topraklarımızda tesis ederek birlik ve beraberliğimizi sağlamak, emperyalizme, sapkın siyonizme karşı tek yürek olmak zorundayız” değerlendirmesinde bulundu.
Kurgulanmış yapay sorunları aşmalı, toplumlarımızı ve ailelerimizi sapkınlardan korumaya odaklanmalıyız
Bir dönem enerjisini kısır tartışmalarla tüketen bir ülke görünümündeki Türkiye’nin, bugün bu tartışmaları geride bırakarak güçlenen ve bölgesinde bir barış adası hâline gelen bir ülkeye dönüştüğünü söyleyen Yalçın, “O yüzden kurgulanmış yapay sorunları aşmalı, toplumlarımızı, çocuklarımızı, gençlerimizi, ailelerimizi bu sapkınlardan korumaya odaklanmalıyız” şeklinde konuştu.
Yalçın, şöyle devam etti: “Biz bu nedenle bıkmadan yorulmadan ‘aile’ diyoruz, ‘medeniyet değerleri’ diyoruz, ‘inanç özgürlüğü’ diyoruz. BM kürsüsünden dünyanın beşten büyük olduğunu haykırırken, ülke olarak, parçalanmak istenen Libya’da, Suriye’de, Somali’de, Sudan’da birleştirici bir rol oynuyoruz. Bugün Filistin’de izlediğimiz tablo, dün Kıbrıs’ta sahnelenen senaryonun devamıdır. Bugün Gazze’de soykırım yapan ordulara topraklarını açan Kıbrıs Rum kesimi, dün uyguladığı katliamlar, sürgünler, asimilasyon ve vahşi iskân politikalarıyla Kıbrıs Türkü’nü Ada’da tamamen yok etmeye kalkmıştı. Bazı şeyleri hatırlamak zorundayız. Aliya diyor ki, ‘Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.’ Enosis hülyası peşinde koşanlar Kıbrıs’ta Türk halkına yönelik bir soykırım girişiminde bulundular. Köyler zorla boşaltıldı, yüzlerce insanımız katledildi. O günler mücahitlerimizin kahramanca direnişi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı müdahaleyle geride kalmış, Kıbrıs barış ve istikrara kavuşmuş durumda.”
Kıbrıs Türklüğünün davası, Anadolu’nun davasıdır
Ali Yalçın, tarihin dönüm noktasının yaşandığı zamanlarda, en hayati meselenin, hafızayı diri tutmak olduğunu dile getirerek, “Çünkü hafıza kaybolursa dava da kaybolur. Şuur koparsa özgürlük de bağımsızlık da elimizden gider. Onun için bugün burada yalnızca bir sendikal gündemi değil, bir davanın sürekliliğini konuşuyoruz. Kıbrıs Türklüğünün davası, Anadolu’nun davasıdır. Bu dava, bir ada meselesi, bir sınır tartışması değildir. Bu dava, Anadolu’nun Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da verdiği bağımsızlık mücadelesinin denizdeki uzantısıdır. İşte bu tarihsel yürüyüşün kurumsal adı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bir pazarlık ürünü değil, ilelebet yaşayacak bağımsız bir devlettir. KKTC; Dr. Fazıl Küçük’ün direncinin, Rauf Denktaş’ın kararlılığının, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın fedakârlığının devletleşmiş hâlidir. Ben bu vesileyle bütün kayıplarımızın şahsında, Binbaşı Nihat İlhan'ın katledilen eşi ile üç çocuğunu, Rumlar tarafından işkenceyle öldürülen Cumhuriyet tarihimizin ilk hava harp şehidi Yüzbaşı Cengiz Topel’i, operasyonda şehit düşen 498 askerimizi, kahramanca çarpışıp şehit düşen Türk Mukavemet Teşkilatının yiğit mücahitlerini, katliamlarda hayatını kaybeden Bin 672 Kıbrıslı şehitlerimizi, 74 Barış Harekâtı’nın mimarı Necmettin Erbakan hocamızı, ambargolarla boğulmak istenen bir halkın iradesini ayakta tutan Dr. Fazıl Küçük’ü, yok sayılmaya karşı direnen bir halkın siyasi hafızası Rauf Denktaş’ı rahmetle anıyorum” diye konuştu.
“Kardeş sendika KIBTES ile bağımız, kardeşliğimiz bu acı ve kahramanlıklarla dolu ortak tarihimizden güç alıyor” diyen Yalçın, “Bu yüzden bu sapkın düzenin mağdurları, mazlumları, yeryüzünün bütün mustazafları olarak güçlerimizi birleştirmek, birlik olmak zorundayız, diyoruz. Dün Kıbrıs Türk milleti hedef alındıysa, bugün Filistin’de bombalar yağıyorsa, Irak’ta, Suriye’de, Afrika’da insanlar katledildiyse, yerlerinden yurtlarından edildiyse, sebep de fail de aynıdır: Küresel emperyalizm, kanlı kapitalizm ve sapkın siyonizm. İşte bu yüzden örgütlü yapılar önemlidir, diyoruz. Bu yüzden sendikaların işi sadece ücret mücadelesi değil aynı zamanda insanlık mücadelesidir, diyoruz. İnanç özgürlüğü, emek ve medeniyet mücadelesi önemlidir, diyoruz. Biz, Kıbrıs’ın eğitimi, geleceği açısından KIBTES’in ne kadar önemli olduğunun, emperyalizme karşı insanlık mücadelesinde KIBTES’le kurduğumuz bağın, kardeşliğin değerinin farkındayız. Bu bağlamda, aynı geleceğe baktığımız KIBTES’le 2017’den beri kurduğumuz kardeşlik bağlarını kurumsallaştırdık, kardeşlik sınır tanımaz anlayışıyla Memur-Sen çatısı altında güçlerimizi birleştirdik. KIBTES’in kapasitesi artıyor, her geçen gün daha fazla kurumsallaşıyor, gelişiyor, güçleniyor. Yeni binası ve yaptığı çalışmalarla KIBTES’in Kıbrıs emek hareketinin güçlü sesi olma noktasında hızla ilerlediğine tanık olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Şair, mütefekkir ve aksiyon adamı Mehmet Akif İnan’ın açtığı bu yolda KIBTES’le omuz omuza yürümeyi, aynı değerler ışığında emek mücadelesi vermeyi tarihi bir ittifak ve duruş olarak görüyorum. Bu buluşmayı da bu birlikteliğin perçinlenmesi bakımından çok önemli buluyorum. Bugün olduğu gibi yarınlarda da 1 milyonu aşkın örgütlü gücümüzle Memur-Sen olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki emek ve sendikal mücadelesinde KIBTES’in yanında olmaya devam edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Buradan, büyük insanlık mücadelesinde medeniyet köklerine, inanç değerlerine, aileye ve özgürlüğüne sahip çıkan, geleneklerine bağlı bilge bir nesil için ter akıtan KIBTES’i, onun kıymetli başkanı ve yönetimini tebrik ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. Biliyoruz ki vakit tekil yapılar olarak varlık göstermek zamanı değil, birlikteliği büyütme zamanıdır” ifadelerini kullandı.
Emeğin küresel dayanışması için mücadele ediyoruz
Yalçın, bu anlayışla Memur-Sen’in kuruluşuna öncülük ettiği Uluslararası Emek Örgütü (ILC) ile sınırları aşan bir mücadele yürüttüklerini kaydederek, şöyle konuştu: “Bu bağlamda Memur-Sen’in üyesi, ülkesi ve yerküre için sergilediği bu duruş tarihi bir duruştur. Eğitim Bir-Sen ise Memur-Sen’in kurucu öznesi, özü olarak bu mücadelenin çelik çekirdeğidir. Biz, emeğe karşı mesuliyetimizin gereği olarak eğitim emekçilerinin sorunlarını çözmek, yeni kazanımlar elde etmek için örgütlü gücümüzle mücadele ediyoruz. Milletimize karşı mesuliyetimizin gereği olarak, bu topraklara değer katmak için çalışıyoruz. Küresel sapkın lobilere karşı aileyi, kapitalist sömürü sistemine karşı emeği, emperyalizme karşı küresel özgürlük ve adaleti savunmak için ter döküyoruz. İnsanlığa karşı mesuliyetimizin gereği olarak insanlık ortak paydasında emeğin küresel dayanışması için mücadele ediyoruz. Mazlumların, mağdurların yardımına koşuyor, Doğu Türkistan’dan Gazze’ye dünyanın bütün mazlumlarının sesi, nefesi oluyoruz. Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor, bunun için mücadele ediyor, tavrımızla tarihin doğru yerinde duruyoruz. Çünkü biz Eğitim-Bir-Sen’iz. Gücümüzü örgütlülüğümüzden, medeniyet değerlerimizden ve haklılığımızdan alıyoruz. Emeği aziz biliyor, alın terinin gücüne ve kardeşliğine inanıyoruz. Emeğin dayanışması için sınırları aşıyor, ILC ile emperyalizme, kapitalizme, siyonizme karşı insanı ve insanlığın ortak değeri olan emeği savunuyoruz.”
Refah payı verilmesiyle 6,5 milyonluk kitle bu cendereden çıkarılmalı
Gelir dağılımında adaleti, adil bir dünyayı savunduklarını, adil paylaşımı, ücret adaletini sağlamak için çalıştıklarını vurgulayan Yalçın, toplu sözleşme, KPDK, kurum idari kurulları gibi sosyal diyalog mekanizmalarını emeğin değerini bulması için işlettiklerini söyledi.
Bugün yaşanan enflasyonist ortamda emekçinin alım gücünü koruma mücadelelerinin de bunun için olduğunu ifade eden Yalçın, bu bağlamda Türkiye’de ekonomik toparlanma ve büyüme eğilimi sürerken bu olumlu gidişatın sabit gelirlilerin bordrosuna yansıması için mücadele ettiklerini vurguladı.
8. Dönem Toplu Sözleşme’de memurun gerçeklerini görmeyen, piyasa şartlarını görmezden gelen işverenin ve hakem kurulunun ücret politikası nedeniyle kamuda ücret çarpıklığı yaşandığını, bunun da iş barışını bozduğunu, memuru itibarsızlaştırdığını belirten Yalçın, gerek bütçe görüşmeleri sırasında gerekse 15 Ocak’ta 2026 yılının ilk maaş gününde Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde ve bütün illerde yaptıkları eylemlerle bu konuda seslerini yükselttiklerini, hükûmete gerçekleri haykırdıklarını aktardı.
Yalçın, şunları kaydetti: “İtirazlarımız net. Ben bir kez daha buradan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, Girne’den hükûmete seslenmek istiyorum. Mevcut maaşlar memurun hak ettiği ücreti alamadığının işaretidir. Onun için mutabakat sağlayamıyoruz. Kamu işvereninin ve hakem kurulunun reva gördüğü zam oranları sadra şifa değil. Bugün açıklanan enflasyon rakamları gösteriyor ki, hakem kurulunun belirlediği altı aylık zam oranının neredeyse yarısı bir ay içerisinde erimiştir. Enflasyon karşısında bordrolular eziliyor, insan onuruna yaraşır bir hayat sürdüremiyor, zorunlu ihtiyaç kalemleri, özellikle en büyük gider kalemleri olan mutfak masrafları ve kiralardaki artışlar sabit gelirliyi yoksullaştırıyor, kamudaki ücret çarpıklığı çalışma barışını bozuyor, seyyanen zam yansıtılmadığı için emekli küstüren ekonomi bürokrasisi, kamuda memur aleyhine açılan makastan dolayı şimdi de memuru küstürüyor. Yapılması gereken ise belli. Emekliliğe yansıyacak şekilde ek ödemeyle, bir refah payı verilmesiyle 6,5 milyonluk kitle bu cendereden çıkarılmalı, kamudaki ücret çarpıklığı giderilmeli, sabit gelirli vergi yükünden kurtarılmalı, gelir vergisi yüzde 15’e sabitlenmelidir. Emeklilerin haykırışı görülmeli, 8.077 TL seyyanen ödemenin bugünkü karşılığı olan 21.150 TL emeklilere de verilmelidir. Emekli aylığı ile görev aylığı arasındaki uçurum kapatılmalı, bütün gelir kalemleri emekliliğe esas sayılmalı.”
Norm kadro fazlalığı, bugün itibarıyla en büyük sorun alanı olmuştur
Norm kadro fazlalığının, bakanlığın personel politikalarının yürütülmesinde en büyük handikap, bugün itibarıyla en büyük sorun alanı hâline geldiğini belirten Yalçın, “Öğretmen açığının kapatılması, sınıfların öğretmensiz kalmaması, bölgeler arası adil bir öğretmen dağılımını sağlamak adına atılan adımları çocuklarımız ve geleceğimiz açısından önemli görüyoruz. Ancak bu yapılırken aile bütünlüğünün parçalanması gibi kabulü mümkün olmayan uygulamalardan da uzak durulması gerekiyor. Bakanlık, norm kadro fazlası engelli öğretmenlerin resen atanmaları gibi hak kayıplarına yol açan sorunların çözümünde duyarlı ve olumlu adımları hızlıca attı. Ancak aynı duyarlı yaklaşım, aile bütünlüğünün korunması başta olmak üzere hak kayıpları ve mağduriyetler oluşturmayacak uygulamalarla da gösterilmelidir” değerlendirmesinde bulundu.
Millî Eğitim Akademisi ile ilgili belirsizlikleri giderilmelidir
Ali Yalçın, öğretmenlik mesleğinin niteliğinin artırılmasını hedefleyen, öğretmenlerin kariyer yolculuklarında yardımcı olacak her türden düzenlemenindesteği ve takdiri hak ettiğinin altını çizerek, “Bu amaçla kurulan Millî Eğitim Akademisi’ni de amaçları ve hedefleri yönünden olumlu buluyoruz. Ancak taşıdığı belirsizlikler soru işaretlerine neden olmakta, eğitici personelin seçilmesi ve görevlendirilmesinde izlenecek yöntem ve program içeriklerinin belli olmaması gibi eksikliklerin bir an önce giderilmesi gerekiyor” dedi.
Kazanılmış hakların ihlalini önleme noktasında yöneticilik görevinde edinilmiş bilgi birikimi ve tecrübeyi koruyacak tedbirler alınmalıdır
Yönetici görevlendirme yönetmeliğinin yeniden düzenlenerek yürürlüğe girdiğini hatırlatan Yalçın, şöyle konuştu: “Dava konusu ettiğimiz eskiyönetmelikteki sorun alanlarının çoğunun bakanlıkça dikkate alındığı görülüyor. Ancak yönetici görevlendirme konusunda asıl sorun alanının sıklıkla değişen yönetmelikler ile kalıcı ve sürdürülebilir bir görevlendirme sisteminin kurulamamış olması olduğu anlaşılıyor. Yeni yönetmeliğin sürdürülebilirlik konusunda atılmış bir adım olduğunu söyleyebiliriz. Ama kazanılmış hakların ihlalini önleme noktasında yöneticilik görevinde edinilmiş bilgi birikimi ve tecrübeyi koruyacak tedbirlerin alınması gerekiyor. Eğitim yöneticiliğinin meslekleşmesi, mesleki yeterliliklerin belirlenmesi, meslek öncesi ve meslek içinde yetiştirme ile liyakat, uzmanlık, bilgi, beceri ve tutum ekseninde yapılacak seçme ve atama, eğitim yönetiminin temel parametreleri olmalıdır.”
‘Akademik zam’ sorununa çözüm bulunmalıdır
Çözüm bekleyen can yakıcı sorunlardan birinin de akademisyenlerin ücretleriolduğunu kaydeden Yalçın, “Üniversitelerimizin dünya üniversiteleriyle rekabet edebilmesi, bilimsel rekabette geri kalmaması, öğretim elemanlarının mali kaygılardan arındırılıp bilime odaklanmalarının sağlanması, üniversitelerimizin ürettikleriyle ülkemizin ilerlemesine katkı sunması için mali sorunların çözümünün önemli olduğunu düşünüyoruz. YÖK ile bu konuda yaptığımız görüşmelerde gördük ki, YÖK de bizimle aynı doğrultuda. Bu konuda YÖK’ün de gayretleri, çabaları ve çalışmaları olduğu görülüyor. Ortak çabanın olumlu sonuçlar getireceğine inanıyoruz. Akademisyenlerimizin zamanlarını araştırma ve bilgi üretmeye hasredebilmeleri için iş güvenceleri sağlanmalı, ücretlerde iyileştirme yapılmalı, çalışma şartları iyileştirilmeli, araştırma desteği artırılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Ek ders ücretleri zaman içinde ücret dengesizliğine neden olmuştur
Ek ders ücretleri konusuna da değinen Yalçın, ek dersin, öğretmen maaşının esaslı ve önemli bir unsuru olduğunu söyledi. Buna rağmen ek ders ücretlerine uzun bir süredir dokunulmadığını, ek ders ücretlerinin zaman içinde ücret dengesizliğine neden olduğunu kaydeden Yalçın, bakanlığın bu konuyu son yıllarda önceliği olarak belirlediğini, bu konuda çalışmalar yürüttüğünü bildiklerini dile getirerek, “Beklentimiz, eğitim sistemindeki dönüşümle birlikte, ek ders ücretlerinin artırılmasına dönük politikaların hayata geçirilmesidir” şeklinde konuştu.
Çözüm bulunması gereken sorunlarımız var
Ali Yalçın, çözüme kavuşturulması için emek harcadıkları birçok sorun bulunduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı: “Birinci dereceye yükselen memurlara 3600 ek gösterge verilmeli, ek ders birim ücretleriartırılmalı, akademisyen, mühendis, müfettiş, şube müdürü gibi mesleklerde/görevlerde ünvan-yetki-sorumluluk boyutuyla ortaya çıkan ücret dengesizlikleri ortadan kaldırılmalı, yardımcı hizmetler sınıfı kaldırılarak bu sınıftaki personel genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmeli, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nda evrensel normları içerecek şekilde değişiklik yapılmalı, görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavları periyodik olarak yapılmalı, sosyoekonomik açıdan az gelişmiş yörelerde tecrübeli öğretmen istihdamının teşviki için ilave özlük hakları verilmeli, norm kadro fazlası öğretmenler zorunlu yer değişikliğine/atamaya tabi tutulmamalı, şube müdürlerine uzman/başöğretmenlik hakları veya mali imkânları tanınmalı, üniversite idari personelinin yer değişikliği yasal düzenleme konusu edilmeli, üniversite idari personeli yükseköğretim tazminatı, döner sermaye payı, geliştirme ödeneklerinden faydalandırılmalı, akademisyenler iş güvencesine kavuşturulmalıdır.”
Ali Yalçın, “Mühendislik Meslek Kanunu çıkarılması, kariyer meslekleri de kapsayacak şekilde kamuda ücret adaletini sağlayacak, dağınıklığı giderecek kapsayıcı ve reformist, köklü bir çalışmaya ihtiyaç var. Çalışmamız, gayretimiz, mücadelemiz bunun içindir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde reforme edilmesi, ILO standartlarına kavuşturulması içindir.” değerlendirmesinde bulundu.
Turgut: Bu toplantı ‘yalnız olmadığımız’ anlamına gelmektedir
Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası (KIBTES) Genel Başkanı Himmet Turgut, sadece bir toplantı için bir araya gelmediklerini, bir duruşu, bir kardeşliği, ortak bir geleceği konuşmak için toplandıklarını belirterek, “Biz Kıbrıs Türkleri için Türkiye Cumhuriyeti sadece bir ülke, bir devlet değildir, zor zamanlarda arkamızda hissettiğimiz güçtür aynı zamanda. Yalnız bırakıldığımızı düşündüğümüzde varlığını hissettiğimiz ana vatanımızdır” dedi.
1571’den bu yana Anadolu’nun elinin, yüreğinin ve duasının Kıbrıs’ın üzerinde olduğunu kaydeden Turgut, şöyle devam etti: “Biz Kıbrıs Türk halkı olarak ana vatanımıza olan bağlılığımızı her zaman onurla taşıdık. Aramızda bir deniz var ama gönülden gönüle kurulan köprüler öyle güçlüdür ki, hiçbir fırtına onları yıkamaz. Türkiye Cumhuriyeti’ni yakından takip ediyoruz. Ülkemizin attığı adımlarla gurur duyuyoruz. Kendi içinde büyük sorunları çözme iradesi gösteren Türkiye’nin, aynı zamanda dünyada mazlumun sesi olmaya devam ettiğini görüyoruz.”
Bugün dünyanın ciddi bir vicdan kaybı yaşadığının altını çizen Turgut, “Yıllarca bize demokrasi, insan hakları, çocuk hakları diye ders verenlerin, iş kendi çıkarlarına gelince bu değerleri nasıl bir kenara bıraktıklarına hep birlikte şahit oluyoruz. Gazze’de yaşananlar bunun en acı örneğidir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden on binlerce masum insan katledildi. İnsanlar açlıkla, susuzlukla, kuşatmayla ölüme terk edildi. Bu sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın yarasıdır. Bütün bu yaşananlara rağmen adamızda İsrail ve emperyal ülkelere karşı gerekli tedbirlerin geç ve eksik alınması, bizleri derin bir endişeye sevk etmektedir. Hem Türk tarafında hem Rum tarafında, tehlikeli bir sürecin sessizce ilerlediğini görüyoruz. Eğer gereken hassasiyet gösterilmezse, korkarım ki çocuklarımıza güvenle emanet edeceğimiz bir vatanı konuşmakta zorlanabiliriz. Bu kaygı bugün yalnızca bizim değil, adanın her iki tarafının da ortak kaygısıdır” şeklinde konuştu.
Bugün dünyada insani değerleri açık ve net şekilde savunan ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini vurgulayan Turgut, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mazlumdan yana duruşunu, adalet arayışını ve insanı merkeze alan tavrını takdir ediyor, biz de gücümüz yettiğince bu duruşun yanında olmaya çalışıyoruz. Biz inanıyoruz ki dünyayı bu karanlıktan çıkaracak olan şey, insanı yücelten bir eğitim anlayışıdır. İşte bu inançla, 2017 yılında kurulan Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası olarak ‘biz de varız’ dedik. Zor olanı seçtik ama doğru olanı bu seçimdi. Fedakârlıkla, sabırla ve inançla bu yolda yürümeye söz verdik. Bu yürüyüşte Eğitim-Bir-Sen’i her zaman yanımızda bulduk. Tecrübesiyle, desteğiyle ve en önemlisi kardeşlik duygusuyla bizleri hiç yalnız bırakmadınız. Bunun için, sendikamız adına, geleceğimiz olan çocuklarımız adına ve Kıbrıs Türk halkı adına yürekten teşekkür ediyorum. Sayın Ali Yalçın Başkan’ın vizyonu ve duruşu sayesinde, Eğitim-Bir-Sen ile Kıbrıs Türk Eğitimciler Sendikası arasındaki bu kardeşlik bağı inşallah uzun yıllar devam edecek, çok güzel işlere vesile olacaktır.”
Toplantının, ‘yalnız olmadığımız’, ‘aynı yolda yürüdüğümüz’ anlamına geldiğini söyleyen Turgut, emeği geçen herkese teşekkür ederek sözlerini tamamladı.
Tekçam, KKTC’deki eğitim sistemine ilişkin bir sunum yaptı
Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Mithat Tekçam ise, KKTC’deki eğitim sistemine ilişkin bir sunum yaptı. Tekçam, KKTC eğitim yapısının Türkiye ile benzerlikler taşıdığını belirterek, ülkede ana sınıfından lise son sınıfa kadar 60 bine yakın, üniversitelerde ise 100 bin öğrencinin bulunduğunu ifade etti.
Tekçam, KKTC’deki ikinci ilahiyat kolejine ilişkin sürecin Anayasa Mahkemesi kararının ardından belirleneceğini söyledi.
KKTC’de 23 üniversite bulunduğunu, bunlardan 19’unun Türkiye’deki merkezi sınav sistemiyle öğrenci aldığını aktaran Tekçam, dört üniversitenin ise bu akreditasyonun dışında kaldığını dile getirdi.
Türkiye’nin KKTC eğitim sistemine öğretmen görevlendirmeleriyle destek verdiğini belirten Tekçam, bu kapsamda 354 öğretmenin görev yaptığını sözlerine ekledi.