METİN: Demokrasi, bürokrasi ve jüristrokrasi tartışmalarının odağındaki AYM

Eğitimciler Birliği Sendikası Konya 2 No'lu Şube Başkanı Şenol Metin yaptığı açıklamada "Anayasa Mahkemesi’ne gerek var ya da gerek yok tartışmalardan bağımsız olarak Türkiye'de iktidarın meclisten alınıp bürokratik organlara transfer eden bir zihniyetin mahsulü 1961 Anayasasının kurduğu sistem, bugün dahi hala büyük oranda aktif" dedi.
03 Mayıs 2021 12:03

METİN açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

HDP'nin kapatma davası açan Yargıtay Başsav qcılığının hazırladığı iddianameyi  Anayasa Mahkemesi'nin iade etmesi sonrasında Devlet Bahçeli'nin “HDP’nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır.” Açıklaması sonrası başlayan tartışmalarda Anayasa Mahkemesi eşittir Demokrasi, Anayasa Mahkemesi eşittir Hukuk Devleti, Anayasa Mahkemesi eşittir İnsan Hakları gibi denklemler kurulmuş olsa da, Anayasa Mahkemesi’nin demokrasi, hukuk devleti, insan hakları gibi alanlarda siyasetin nüfuz edemediği güvenli bölgeler oluştursa da Anayasa Mahkemesi insan hakları güvenliği, yasaların anayasaya uygunluğunun denetimi ve demokratik standartların tesisinde tek model değildir. Ancak Devlet Bahçeli’nin açıklaması Anayasa Mahkemesi gibi müesses nizamın muhkem bir kalesine yönelik varlık sorgulaması anlamına geldiği için önemlidir.

Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından bağımsız olarak, bu açıklamalara  pozitif ya da negatif anlam yüklemeden yazımızın değerlendirileceğini umuyorum.

Yasaların anayasaya uygunluğunun denetimi noktasındaki tek aracın ve tek modelin Anayasa Mahkemesi olduğun dair genel kabul vardır ki, aslında buda büyük bir yanılsamadır. Yasaların anayasaya uygunluğunun denetiminde tek modelin Anayasa Mahkemesi olduğun dair genel bir kabul olmakla beraber, 1960'a kadar Türk hukuk sisteminde Anayasa Mahkemesi'nin olmadığını, yine demokrasinin beşiği ve iyi uygulaması sayılabilecek İngiltere gibi ülkelerde Anayasa Mahkemesi'nin olmadığı düşünüldüğünde,bu genel kabulün bir ilüzyondan ibaret olduğu daha net anlaşılacaktır.

Anayasa Mahkemesi, Türk hukuk sistemine 27 Mayıs 1960 sonrasında hazırlanan 9 Temmuz 1961 tarihli Anayasa’nın 145. Maddesi ile girmiştir. 1921 ve 1924 Anayasaları meclis üstünlüğüne dayanan rejimler olduğu için ve mecliste tek parti olması nedeni ile yasa veya anayasa farketmeksizin istediği metni çok kolay çıkarabilen bir meclisin anayasaya aykırı yasa yapmasınıgerektirir bir hal olabilmesi,mantıksal olarak mümkün değildir .Hatta 1924 Anayasasının sadeleştirilmesi, öztürkçeleştirilmesibile 1945’te çıkarılan bir kanun ile olmuştur. Yine yasaların nasıl anlaşılması gerektiğine dair yasa yorumlama yetkisini de muhalefetin olmadığı meclis uhdesine almıştır.

1950’deilk özgür seçimlerde CHP’nin iktidarı Demokrat Partiye kaptırması sonrasında,Meclisin anayasaya aykırı kanun yapabileceği düşüncesi gündeme gelmeye başlamıştır.  Niğde milletvekili Necip Bilge, 4 Temmuz 1953 tarihli kadükkalan bir kanun teklifi ile Anayasa Mahkemesini Meclis gündemine taşımıştır. DP Milletvekili Necip Bilge,teklif ettiği kanun kadük kalınca, 1 ay sonra milletvekilliğinden istifa etmiştir.  Necip Bilge’nin 1960 darbesi sonrası Anayasayı hazırlamakla görevli Kurucu Meclis üyeliğini ve 1980 darbesi sonrası Anayasayı hazırlamakla görevli Danışma Meclisi üyeliklerini detay olarak paylaşmakta fayda var.

Dikkat çekmek istediğim bir husus ta, 1950'ye kadar iktidarda bulunan CHP’nin yasaların anayasaya uygunluğunu hiç düşünmemiş olmasıdır. Meclis içi muhalefetin olmadığı tek partili sistemde, hiç olmazsa meclis dışından bir otorite tarafından yasaların anayasaya uygunluğunu denetlenmesi çok daha makul iken, 1945’te sadeleştirme adı altında bir anayasa yazımı da yapılmışken, yasaların anayasaya uygunluğunun denetimini  hiç gündeme getirmeyen siyasi aklın iktidardan düştükten sonra yasaların anayasaya uyguluğunun denetimini gündeme getirmesi manidardır. İşte ifade etmek istediğim bu çifte standarttır, bu samimiyet yoksunluğudur.

Yasaların anayasaya uygunluğunun denetimini güçlü bir şekilde yapacak olan, hatta çoğu zaman yasamayı kontrol altına alabilecek güçte bir Anayasa Mahkemesi kurulmasını fikri ilk olarak CHP’nin 1957 seçim beyannamesinde yer aldı. 12 Ocak 1959 tarihinde gerçekleştirilen 14. CHP Kurultayında kabul edilen ‘İlk Hedefler Beyannamesi’nde Anayasa Mahkemesi kurulmasına dair talep parti politikasına dönüştü. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası hazırlanan 1961 Anayasasında da 145. Madde ile hayat buldu.

Anayasa Mahkemesi’ne gerek var ya da gerek yok tartışmalardan bağımsız olarak Türkiye'de iktidarın meclisten alınıp bürokratik organlara transfer eden bir zihniyetin mahsulü 1961 Anayasasının kurduğu sistem,bugün dahi hala büyük oranda aktif. Siyasal aklımız hala bu kodlarla çalışıyor. Meclisi denetleyen Anayasa Mahkemesi, hükümeti ve İdareyi denetleyen Danıştay ile sistem kendi içerisinde güçlü bir kontrol mekanizması kurmuştur. Bugün güçlü millet desteğine sahip güçlü meclis ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği kriz oluşmasını engellese de;

Anayasa Mahkemesinin konumu ve sahip olduğu güç kaynakları,bürokratik iktidarı yargıçlar devletine, jüristokrasiye dönüştürme potansiyeline sahiptir. Dikkat çekmek istedim.

Yeni Anayasa çalışmalarında bu riski dikkate almak ve bu siyasal akıl ile hesaplaşmak lazım…

Kaynak: Demokrasi, bürokrasi ve jüristrokrasi tartışmalarının odağındaki AYM

SENDİKA BÜLTENİ

SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #