KAMERA, MİKROFON, TRİPOT, EHLİYET, LİYAKAT, ALGI...
MEB, proje okulu atamalarındaki kritersizliğe artık son vermeli; bu belirsizliğin ürettiği manipülasyonların eğitimin gerçek sorunlarını gölgelemesine izin vermemelidir. Aksi hâlde her atama döneminde eğitim camiası, iyi niyetli eleştirilerle birlikte farklı hesap ve ajandaların gölgesinde aynı tartışmalara mahkûm edilmektedir.
Bunun son örneği, Ankara’nın Sincan ilçesinde bir okul müdürünün görevden ayrılmasının gereğinden fazla büyütülmesiyle yaşandı. Müdür, kendi önerdiği isimlerin müdür yardımcısı olarak atanmamasını gerekçe göstererek görevinden ayrıldı ve bunu bir sosyal medya hesabından ilginç bir gerekçeyle paylaştı.
***
Sincan’da sıradan bir idari tercih, kısa sürede “kahramanlık hikâyesi”ne dönüştürülerek bazı basın organları, sendikalar ve sosyal medya hesapları tarafından sahiplenildi. Ehliyet ve liyakat söylemiyle sunulan bu süreç, profesyonel bir mağduriyet kampanyasına çevrildi. Böylece bir okul müdürünün görevden ayrılma tercihi, birileri için siyasi propaganda, birileri için ise bir ideolojik didişme malzemesine döndü.
***
Bir eğitim yöneticisi, idari görevinden ayrılma tercihini profesyonel bir video kurgusuyla kamuoyuna taşıdığında; sözlerinin kimler tarafından nasıl kullanılacağını ve hangi sonuçlara yol açacağını da hesaba katmak zorundadır. Bu noktadan sonra tavrı, maksadı, istifasının gerçek gerekçeleri ve açıklamasındaki ima ve ithamlar da doğal olarak sorgulanır.
***
Aslında olan nedir?
Okul müdürlüğü, öğretmenlik üzerine verilen süreli bir idari görevdir. Bu nedenle müdürlükten ayrılmayı büyük bir makamdan feragat gibi sunmak abartılıdır; ortada meslekten değil, geçici bir görevden ayrılma tercihi vardır.
Bir müdür, birlikte çalışmak istediği kişileri önerebilir; ancak bu isimlerin atanmasını zorunlu görmek doğru değildir. Önerilen kişilerin atanmaması, adaletsizlik, liyakatsizlik veya hukuksuzluk anlamına gelmez.
Müdürün paylaşımında sendikasızlığı tarafsızlık, sendikalılığı ise tarafgirlik göstergesi gibi sunması sorunludur. Sendika üyeliği anayasal bir haktır; sendikalı olmak kimseyi tarafgir veya liyakatsiz, sendikasız olmak da kimseyi otomatik olarak daha tarafsız ve liyakatli yapmaz. Bu yaklaşım, yüz binlerce sendikalı eğitim çalışanını haksız biçimde töhmet altında bırakmaktadır.
Müdür, kendi önerdiği adayları liyakatli; atanan kişileri ise okulun ihtiyaçlarına uygun değilmiş gibi göstermektedir. Oysa bir atamadan hoşnut olmamak başka, atanan kişileri kamuoyu önünde yetersiz ve liyakatsiz gibi göstermek başkadır. Bu yaklaşım mesleki etikle bağdaşmaz.
Kişinin görevinden ayrılma hakkı vardır; ancak istifa, başkalarını töhmet altında bırakacak bir üslupla sunulduğunda masum bir kişisel tercih olmaktan çıkar.
Kamuoyunda, müdürün görevden ayrılmasının arka planında yöneticilik sürecine ilişkin bazı soruşturmalar ve mali iddialar bulunduğu konuşulurken, istifa gerekçesini yalnızca “önerdiğim isimler atanmadı” şeklinde sunmak meseleyi daha tartışmalı hâle getirmektedir.
Sonuç olarak bu açıklama, “liyakat” ambalajıyla sunulsa da ciddi soru işaretleri taşımaktadır. Değerli eski Müdür, yeni öğretmenin mesajının bilinçli bir kurguya dayandığı açıktır. Herkes bu anlatıya inanmakta serbesttir; ancak biz de istifanın arkasında, hakkında bulunduğu iddia edilen ve mali boyutu olduğu söylenen disiplin soruşturmalarının etkisi olup olmadığını sorgulama hakkına sahibiz. Bu ihtimali yok saymak saflık olur.
SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI